Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

06-12 Eylül 2015 Hopa-Batum-Kutaisi-Khashuri-Posof-Ardahan-Artvin-Hopa Bisiklet turu 5. gün

Konu, 'Uluslararası Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında five tarafından paylaşıldı.

  1. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.008
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    5. Gün : 10 Eylül 2015 : Posof-Ardahan
    Dünden yolu uzatıp, 30 km. ekstra pedal basıp gecenin bir vakti Posof’a varınca bugünkü yolu kısaltmış olduk. Zaten kısaltmaya çalışmamızın sebebi de bugün hemen tırmanmaya başlayacağımız Ilgar Dağı’ydı. Kahvaltıyı mümkün olan en geniş şekliyle yapıp 09:00’a yetiştik . 2 km.lik inişle yeniden anayola bağlandık. 22 km.’lik tırmanışımız başlamış oldu. Posof’un yakınına konuşlanmış olan Jandarma birliğinin yanından geçerken tel örgünün arka tarafındaki bekçi köpeklerinin hırlaması ve havlaması bize ‘iyi ki buradan gece geçmedik.’ dedirtti. Yokuş dar ama, Türkgözü sınır kapısına giden tek yol olduğu için, kamyon trafiği oldukça yoğundu. Hava güzeldi ama yükseklik ciddi seviyelerde olduğu için sabah saatlerindeki serinliği hissetmiştik. Normal bir tempoda çıkmaya başladık Gökalp’le. Arada bir durup hem dinleniyor hem fotoğraf çekiyor hem de su içiyorduk. Yol, bir sağa bir sola keskin dönüşlerle yükselmeye devam ediyordu. Uzaktaki Posof’u gözden kaybetmeye başlamıştık. Ağaçsız ama yeşil bir ortamda çıkışa devam ediyorduk ki ortalara doğru asfaltın bozulduğunu, yolun beyaz bir tozla kaplandığını gördük. Yolda çalışma vardı ve eski asfaltın üzerine dolgu için mıcır dökülmüştü. Bu tek bir şeyle sonuçlanacaktı. Toz içinde kalacaktık. Belki yolda sadece biz olsaydık çok sorun olmazdı ama kamyon-tır trafiğinin yoğunluğundan, yanımızdan her geçişlerinde hem kalkan hem de inen tozdan nasipleniyorduk. Artık rengimiz de iyice açılmıştı. Tabi tenimizdeki ter bu tozla birleşince üzerimize adımızı yazabilir hale gelmiştik. Dinlen-devam et, dinlen-devam et şeklinde ilerleyerek yapım çalışması olan kısımları geçmeye çalıştık. İleriden kalkan tozları görünce de asfalt kısma daha çok mesafe olduğunu düşünüyorduk. Tabi yolun gevşek zemini tırmanışımızı da epeyce güçleştiriyordu. Normalde harcamamız gereken zaman ve eforun kat kat fazlasını harcayarak ilerleyebiliyorduk.
    Zirveye yaklaştığımızı düşündüğümüz bir noktada Botaş’ın tesisleri vardı yolun altında. Bakü-Tiflis-Ceyhan petrol boru hattının pompa istasyonlarından biriydi. Hemen yanında da jandarma karakolu. Biraz daha ilerlediğimizde yolun altında bir çadır gördük. Hayvan otlatan bir amca uzaktan bize seslendi. Selam verdik. “Gelin çay için.” dedi. Teşekkür ettik. Sağ olsun Anadolu insanı her şartta misafirperverliğini gösteriyor. Durmamamız, yola devam etmemiz gerekiyordu. Pedallara yüklenmeye devam ettik. Asfalt biraz düzelmişti zirveye yaklaşırken.
    Turlarda bir hedef koyarsınız kendinize. Bir yere ulaşma, bir yeri görme… Eğer daha önce gitmediyseniz bir yeri ilk kez görmenin heyecanı, bir tat, lezzet… Genelde bir yokuşun, hele zorlu bir yokuşun zirvesine varmak heyecanlandırır sizi. Zorlanırsınız ama başarmanın heyecanı ve zevki de ayrıdır. İşte Ilgar Dağı Geçidi de benim için öyleydi. Daha önce bu yüksekliklere herhangi bir araçla çıktığımı pek hatırlamıyorum. Belki küçükken Kop Dağı Geçidi, Zigana veya benzeri yerler. Ama Doğu veya Kuzey Doğu Anadolu’da arabayla gitmediğim için bu yükseklikleri pek yaşamamıştım. Uludağ’ın zirvesine çıkmıştım ki orası da 2.543 metreydi. Şimdi ise 2.550 m.’ye çıkıyordum hem de bisikletle. Ama yüksekliği de iyice hissetmeye başlamıştım. Aldığım nefesin yetmediğini hissediyordum iyiden iyiye. Gökalp’e söylediğimde o da aynı şeyi hissettiğini söyledi ki bunu söyleyen benden yirmi yaş geç olan kuzenim. Daha yüksekleri merak ediyorum ama açıkçası çok çok daha zor olacağını düşünüyordum. Şöyle 3.000 m. civarında pedal çevirmek mesela…
    Sonunda görmeyi beklediğimiz levhayı gördük. Ilgar Dağı geçidi 2.550 m. Yakınında da her geçitte olduğu gibi Karayolları’nının bakım evi. 22 km.lik yokuşu bitirmiştik. Geçit levhasını yanında epeyce fotoğraf çektik. Özelikle Gökalp’in bir sürü sevinç fotoğrafı var levhanın yanında. :)
    “Bundan sonra hep iniş!” işte tam burada söylenecek söz buydu. Bisikletleri bırakacaktık kendi kendine ineceklerdi. Biz de yorgunluğumuzu atıp yola devam edecektik. Ya da biz öyle sanıyorduk. Yol inişe başladı ama kısa bir süre sonra yine bembeyaz tozlu mıcır kaplama dönecekti. Yüklü bisikletler inişte hemen hızlanmaya başlasalar da tekerleklerin hem tozlu ve gevşek zemine batması ve üstüne üstlük kayması ve dengemizin kolayca bozulması, zevkli olmasını beklediğimiz inişi tehlikeli ve stresli bir hale çevirdi. Çok yavaş ve dikkatli bir biçimde hatta yanımızdan geçen tırlara yol verip yolun görece daha sert zeminli olan bölgesine geçip inmeye çalışıyorduk. Nihayet mıcır bitip tekrar asfalta döndüğümüz yerde ise artık iniş eğimini kaybetmeye başlamıştı. Damal’a kısa bir mesafe kala geçtiğimiz Aşağı Gündeş köyünde, yolun kenarında şu levhayı gördük “Atatürk Silüeti”. Levhayı görünce her yılın Haziran-Temmuz ayları arası akşam saatlerinde dağlara düşen ve Atatürk’e benzetilen insan yüzü gölgesinin burada gözlemlendiğini anladık.
    Damal varmak artık bize yemek yemeyi ifade ediyordu. Ana yoldan ayrıldık ve ilçe merkezine doğru yol almaya başladık. Tipik, tek cadde etrafında toplanmış az katlı yapıların olduğu Anadolu kasabası formatındaydı Damal. Etrafta yemek yiyecek bir yer bulmak için caddede bir ileri bir geri giderken gençten biri yine bir “Hello!” patlattı bize. Biz “Merhaba” ile atağı savuşturmaya çalışınca da muhabbet başlamış oldu. Nereden gelip nereye gittiğimiz faslını hızlı geçip “Aslında ben de böyle bir şey yapmayı düşünüyorum.”un köşesinden döndük ve sadede geldik. “Nerede birşeyler yiyebiliriz ?” Biz lokanta arıyorken arkadaş bize sonradan minnetle anacağımız soruyu sordu : “Abi menemen yer misiniz ?” Biz “Evet” diye atlayınca arkadaş bizi hemen karşıda olan pastaneye götürdü. Açken, yorgunken yediğiniz en lezzetlidir ya… İşte bize de en lezzetlisini yedik menemenin o salaş pastanede. Tabi hem bizi oraya yönlendiren eleman hem de pastane sahibiyle de sıkı bir sohbet eşliğinde.
    Yemek sonrası yola devam ettik. Yol çok hafif bir çıkışla devam ediyordu Hanak’a doğru. Daha ziyade düz hissi veriyordu. Bu sırada iki motosikletliyle karşılaştık. Birinin altındaki motor uzun yol donanımı olan cinstendi. Diğer daha çok kısa mesafe gidebilecek hafif bir tip… Arkadaşlarla tanışıp sohbete başladık. Çevrede tur yapıyorlarmış. Arkadaş bisiklet turları yaptığından da bahsetti. Donanımı ve gopro kamerası bu işi bilerek yaptığını belli ediyordu.
    Hiç ağaç olmayan ama yemyeşil çimenlerin arasından ilerleyen yol çok farklı bir coğrafya sunuyordu bize. Az haneli küçük köylerden geçip Hanak’ın yanından yolumuza devam ettik. Hanak’tan sonra 28 km. yol kalmıştı Ardahan’a. Dümdüz yol ağaçsız düzlükte kıvrılan akarsuya eşlik ederek ilerliyordu. Taa ki Çıldır ayrımına kadar. Çıldır Gölü’ne kısa bir mesafe vardı. Bir iki günümüz daha olsaydı Çıldır Gölü’nü de görmek isterdim. Güvenlik konuları vs. bir yana buraya kadar gelmişken görmeden geçmek olmazdı aslında.
    Yol ayrımından sonra asfalt kalitesi çok yükseldi. Kısa bir süre sonra Kars-Ardahan ayrımını da geçtik. Yine sağa döndük. Artık Ardahan’a az mesafemiz kalmıştı ama yine akşamı etmiştik. Ayrımdan sonra yokuş yukarı çıkan yol düz devam ettikten sonra hafif inişle Ardahan’a ulaşıyordu. Ardahan merkezine karanlıkta ulaştık. Telefondan tespit ettiğimiz, üzerinde otellerin olduğu ana caddeye girip ilerleyeme başladık. Bulduğumuz bir otelin kapalı otoparkında bisikletleri koyup odaya eşyaları yerleştirdik ve yemek yemek için dışarı çıktık. İlk defa ciddi anlamda üşüdüğümü hissettim akşam vakti Ardahan’da. Daha önce internetteki tanıtım sayfalarında okuduğum kadarıyla Ilgar Dağı ve Ardahan için “Güneşin Donduğu Yer” tanımlaması yapılıyordu. Bu turun en soğuk yeri de Ardahan olmuştu. Zaten rakımı da 1900 m.’di.
    Çok güzel bir pide yiyip çay içtikten sonra odaya döndük.
    Çıkış : 9:00
    Varış : 19:30
    Mesafe : 77,44 km.
    Yolda geçen süre : 6:18 saat
    Ortalama hız : 12,26 km/s
    Maksimum Hız : 65,14 km/s
    Ortalama eğim çıkış :%5
    Maksimum eğim çıkış :%12
    Ortalama eğim iniş : % -4
    Maksimum eğim iniş :% -11
    Mapmyride linki
    Viewing Posof-Ardahan | MapMyRide
    MapMyRide üzerinden Posof-Ardahan arası
    [​IMG]
    Sabah otel odasından Posof manzarası
    [​IMG]
    Tırmanış molası
    [​IMG]
    Kıvrılan yollar
    [​IMG]
    Telefonu kontrol etmeden olmaz
    [​IMG]
    Uzaklardan Posof
    [​IMG]
    Ilgar Dağı Geçidi’ndeyiz.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Yolun mıcırlı hali.
    [​IMG]
    Solumuzda Ilgar Dağı
    [​IMG]
    [​IMG]
    Damal’a doğru
    [​IMG]
    [​IMG]
    Hanak’a doğru çıkış
    [​IMG]
    Akşam üstü Ardahan’a doğru yoldayız
    [​IMG]
    [​IMG]
    Gökalp’in telefonundan
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Gölgede aynı…
    [​IMG]
    [​IMG]
     
  2. gokalpfb

    gokalpfb Yeni Üye

    Yaş:
    21
    Kayıt:
    6 Temmuz 2015
    Mesajlar:
    6
    Beğeniler:
    7
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Gökalp Caniklioğlu
    Bisiklet:
    Merida
    Ardahan'a yaklaşırken önce el sallayıp sonra taş atan veletler...Ilgar Dağı Geçidi'ni geçmiş olmanın verdiği özgüvenle Giro olsun TdF olsun bu turların sonuçları hakkında yorum yapıp bazı ünlü bisikletçiler hakkında itinayla atıp tutmamız...Aynı günlerde devam eden Vuelta hakkında konuşurken "Aru aldı mı ya acaba bu günü?" dedikten sonra "Ilgar'a tırmansın sonra konuşalım" ayarında takındığımız tavır.Neredeyse "Ilgar'a çıkamayacak bisikletçiler" listesi yapıp sevincimize sevinç katacaktık...Damal'a varmamızla beraber 15-20 dakika içinde ilçe nüfusunun belkide yarısının sora sora nereli olduğumuzu neden geldiğimizi nereden geldiğimizi öğrenmiş olması..."Abi kesin bu dönüşten sonra","yok yok kesin bu dönüşten sonra geçit tabelası var" diye diye 22 kilometrelik 1. kategori tırmanışı yemiş olmamız (bitirdikten sonra yedik diye bahsedebiliyoruz tabi)...Sadece "buradan sonrası hep iniş" klişesini duymak için her durduğumuz yerde "buradan sonra yollar nasıl?" diye sorup her yerde aldığımız cevabı almamız."-Biraz bi bayır var sonra hep iniş abi" "-Hep mi?" "-Hep."..."Zor olmuyor mu ya?"cılara aynı sakinlikte "E tabi" diye belkide 15482852.kez cevap verişimiz...Hala bir yandan Gürcistanda kur farkları yüzünden kaybettiğimiz parayı hesaplamaya çalışırken yol mıcırı sebebiyle sürekli hesaplamanın yarıda kalması...Bir de meşhur "Özcanlar Otel"in önünden geçerken "zuhahahahaha" kalıbına yakın kahkahalar...Ah ne güzeldi ne güzeldi... 6.günün temasını da söyleyeyim."Rüzgar".
     
    five bunu beğendi.