Duyuruyu Kapat
Facebook Gözat
Twitter Gözat

06-12 Eylül 2015 Hopa-Batum-Kutaisi-Khashuri-Posof-Ardahan-Artvin-Hopa Bisiklet turu 4. gün

Konu, 'Uluslararası Gezi ve Tur Makaleleri-Fotoğrafları' kısmında five tarafından paylaşıldı.

  1. five

    five Bütün yıl hayal kurup birkaç hafta pedallayan...

    Yaş:
    45
    Kayıt:
    29 Temmuz 2005
    Mesajlar:
    1.007
    Beğeniler:
    1.635
    Şehir:
    İstanbul-Bostancı
    Bisiklet:
    Giant
    Seviye:
    4. Gün : 09 Eylül 2015 : Khashuri(Surami)-Posof
    Surami’deki otelimizden ayrılıp Khashuri’nin, her şeyin yan yana olduğu kavşak noktasında kahvaltı yapabileceğimiz bir yer aradık. Gerçekten, artık Tiflis’e giden yoldan ayrıldığımız ve Akhaltsikhe’ye (ben Ahıska diyorum Türkçe, Gürcüce’sine dilim dönmüyor :) ), aslında Türkiye’ye doğru yolumuzun ayrıldığı kavşak noktasına yaklaşırken fark ettim ki aynı işi yapan dükkanlar yan yanaydı. Çiçekçiler yan yana, döviz büroları yan yana, bakkallar yan yana ve el yapımı hamur işlerinin satıldığı yerler yan yana… Bulduğumuz yerde ikinci dilimiz olan vücut diliyle iki haçapuri benzeri hamur işi sipariş ettik. Ve yanında da bilin bakalım ne içiyoruz ? Evet yine “armut suyu” :)
    Yolumuz ayrılmıştı artık Tiflis yolundan. Evet ana yoldan ayrılmıştık ve vatanımıza yönelmiştik ama trafikte herhangi bir hafifleme hissetmemiştik. Yine kamyonlar, tırlar… Yol, çok hafif bir eğimle Kura Nehri’nin vadisinden güzel manzaralarla ilerliyordu. Kutaisi’de tanıştığımız ve bize çok yardımcı olan Godi’ye rotamızı tarif ettiğimizde “Neden Borjomi’de kalmıyorsunuz ?” demişti. Biz Borjomi’yi içtiğimiz suların markalarından biri olarak biliyorduk. Bizim Yalova’nın Termal’ine benziyordu. Yemyeşil bir vadinin içinde suyun iki yakasına yayılmış bir kaplıca şehriydi. Bu yönüyle Amasya’ya da benziyordu. Hemen girişinde şehirle ilgili olduğunu düşündüğüm bir anıtın altında küçük bir çeşmeden su alıyordu insanlar. Merkezinde kısa bir mola verip köprünün üzerinden birkaç şehir manzarası çektim. Suyun coşkusu ve ağaçların yeşilliği çok güzel görünüyordu. Godi’nin dediği gibi buralarda kalsak acaba nerede kalabilirdik diye kafamı yoldan kaldırıp etrafıma baka baka ilerliyordum. Kah birkaç katlı küçük evler vardı kah Sovyet döneminden kalma çok katlı büyük sosyal konutlar… Ama çevrede pek de otel var gibi durmuyordu. Sonra fark ettim ki oteller yeşilliklerin arasına saklanmış. Bunlardan en bize tanıdık geleni de Rixos Borjomi’ydi. Kapısından geçtiğimiz halde nehrin kıyısına konumlanmış binalarını neredeyse hiç görmedik.
    Kıvrıla kıvrıla ilerleyen yolumuz Kura Nehrinin yukarılarına doğru devam ediyordu. Yolun solunda, Google maps’ten adının Atskuri Kalesi olduğunu öğrendiğim kalenin önünde durup fotoğrafını çektim. Yolun altından demiryolu geçiyordu.
    Sonunda Akhaltsikhe’ye vardık. Aslında vakit olarak erkendi çünkü bugün kısa bir etap planlamıştım. Daha sonra Gökalp’le konuşarak Vale’ye doğru devam etme kararı alacaktık. Akhaltsikhe, bir önceki durağımız Khashuri gibi bir kavşak noktasıydı. Bir tarafı Ermenistan’a , bir tarafı Batum’a giden dağ yoluna, diğer tarafı da Türkiye’ye doğru yönleniyordu yolların. Merkezi oldukça hareketliydi. Modern binalar göze çarpıyordu. Ayrımdaki levha Vale’yi gösteriyordu. Türkiye sınırına en yakın kasabayı... Biz de hazır vakit erkenken Türkiye ye biraz daha yaklaşalım düşüncesiyle yola devam ettik. Vale 11 km. uzaktaydı. Yol da yükselen karakterini artık iyiden iyiye belli ediyordu. Hava akşamüstü olmuş ve vatan topraklarına yaklaşmanın heyecanı bizi iyiden iyiye sarmıştı. “İlerisi Türkiye.” muhabbetini çok sık yapar olmuştuk. Vale yoluna çıktığımızdan beri Akhaltsikhe’ye gelirken içinden geçtiğimiz ormanlar artık yerini daha az sayıda ağaca ve daha geniş açık arazilere bırakmıştı. Önümüzde Batum’a dağ dan ulaşan yolun ayrımı vardı. Bu noktada şunu özellikle belirtmeliyim. Tur zamanımızda, yurt içindeki PKK saldırıları ailelerimizi ciddi anlamda tedirgin etmişti. Özellikle eşim ve kardeşim her görüşme ve yazışmalarımızda bunu dile getiriyorlar ve dikkat etmemizi tembihliyorlardı. Hatta eşim, şu an yanından geçtiğimiz kavşaktan sağa dönüp Batum’a geri dönmemizi ve buradan yurda giriş yapmamızı istemişti. Ben de onların bu baskı ve tembihlerinden etkilenmiş ve ciddi ciddi düşünmüştüm buradan Batum.’a geri dönmeyi. Tabi bunda yolumuzun üzerinde olan Ardahan’ın Göle ilçesinin de özel güvenlik bölgesi ilan edilmesi ve haberlerde buralarda da olayların olduğunu okumam etkili olmuştu ama… Sonunda yine de yolumuzu değiştirmeyip Türkgözü Sınır Kapısı’ndan ülkemize girip önce Posof sonra da Ardahan’a ulaşma hayaline devam etmiştik.
    Gökalp’e Batum yolunu gösterdim. “Buradan da gidebilirdik.” dedim. Vale’de kalacak yer var diye bilgi almıştık ama Vale’de de kalmayıp yola devam ettik. Sınıra kalan yol 8 km.’di. Gökalp’le artık iyiden iyiye “Sınırı geçelim, kalacak bir yer buluruz.” düşüncesi hakim olmuştu. Artık akşamdı ve hava artık “Birazdan kararacağım.” hissini veriyordu bize. Yol iyice tırmanıyorken önümüzde sınıra yakın güvenlik kulelerini gördük. Onların konumuna göre sınır kapısının olduğu yeri tahmin etmeye çalışıyorduk. Gökalp dik yokuşta yorumu patlattı : “Abi sanki gelmesinler diye yapmışlar sınırı yokuşa.” Gerçekten de bu yolda Türkiye’ye doğru yokuşu tırmanmak gerekiyordu. Ulaşması zor bir yerdeyi. Sonunda, uzakta, karşımıza tam da yokuşun ortasında konumlanan sınır binaları çıktı. Öncesinde sağlı sollu benzin istasyonları bulunuyordu Gürcistan tarafında. Gidiş istikametimizdeki benzinliğe girdik. Mini bir “free-shop” ortamı vardı. Bir de döviz bürosu. Elimizde kalan son Lari’leri de Lira’ya çevirdik. Etraf kalabalıktı. Bir otobüs dolusu insan sınır geçişi öncesi moladaydı. Bu sırada yanımıza, sonradan İranlı olduğunu öğrendiğimiz biri yaklaştı. İngilizce olarak, bizi selamlayıp rotamızı sordu. Biz kısaca turumuzu anlattıktan sonra kendisinin de bisiklet turları yaptığından bahsetti. Aslında kendisi de turdaymış. Azerbaycan’da yolculuk yaparken bisikleti kırılmış. O da bisikleti bırakıp turu yarıda keserek İran’a geri dönüyormuş. Kadroyu tamir ettirip ettiremediği konusunda bir bilgi alamadık kendisinden. Kendisi için gerçekten üzüldük. Bu durum bize, turlarda hem kullanılan malzemelerin hem de bisikletin sağlamlığının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösterdi.
    Nihayet sınıra geldik. Gürcistan tarafındaki polise Batum’dan aldığım kağıdı ve kimliğimi verdim. Bilgisayar kaydından sonra da geri aldım ve geçtim. Gökalp hemen arkamdaydı. O da verdi evraklarını. İlerleyip Gürcistan tarafının free-shop’una girdim. (Türk tarafında free-shop yok.) Bir iki çikolata alırız diye düşünüyordum. Zaten bir şey alıp kendimize yük etmek de mantıklı değildi. Daha önümüzde çok yol vardı. Türk tarafının giriş kapısına geldiğimde Gökalp’in işlemlerinin hâlâ bitmediğini gördüm. Dönüp bekledim. Gereksiz fazla bir süre bekledikten sonra (ki bu sürede geri de gidemiyordum bir problem olmasın diye. Türk tarafındaki polis beni uyarmıştı geri gitmemem konusunda.) Gökalp geldi. Ona free-shop’u gösterdim. Büyük bir hevesle o da girdi içeri. İçki ve parfümleri inceledikten sonra o da çikolata konusuna tamam dedi ama kasadaki hafif çatlak kızın aldığımız çikolatalardan bir kısmına “Bu size yeter.” deyip geri kalanını bize satmaması da ayrı bir komediydi. Sonra fark ettim ki verdiğimiz para bozuk para sıkıntısı yaratıyormuş ve onun bu davranışına sebep de buymuş.
    Türk tarafına geçip polislere kağıt ve kimliğimiz verdik. Gürcü tarafı kadar beklemeden işleri tamamladık. Bu arada polislere çevrede durumun nasıl olduğunu sordum. Aldığım cevap hem hiçbir şey söylemeyen hem de çok şey söyleyen bir ifadeydi : “Şu ana kadar bir şey olmadı bu civarda ama bu olmayacağı anlamına da gelmiyor.” Genelde herkes Ardahan’dan ilerisinin, Göle taraflarını karışık olduğundan bahsediyordu. Kalacak yerle ilgili soru sorduğumda ise “15 km. ileride. Posof’ta” cevabını alıyordum herkesten. (Halbuki internetten araştırdığımda sınıra yakın otellerin de olduğunu görmüştüm.) Bu, bize dağ başında karanlık bir 15 km. demekti. Kapıdan çıkarken son kontrol noktasındaki polise selam verip geçebileceğimiz sandım ama gördüm ki adam bizim çantalarımızı kontrol etmek istiyor. Ona kibarca çantalarımızda bir şey olmadığını söyledim ama ikna olmadığını görünce de bir ikisi açıp öyle geçtik. Tucunun çantasında ne olur ki ? Kirli çamaşır ve bisiklet malzemeleri. :)
    Artık vatan topraklarındaydık. Sınırın hemen çıkışındaki Türkgözü köyündeki otelin kapalı olduğunu görünce önümüzde Posof’a kadar zorluk bir 15 km. olduğunu anladım. Internette her gördüğünüz her zaman güncelle uymuyor. Yol boyu bunu daha iyi anladık. Çünkü karşımıza çıkan her otel benzeri yer, bölgede doğalgaz boru hattı çalışması yapan firmalarca kendi kullanımları için kapatılmıştı. Bu durumda tek alternatif Posof’a ulaşmaktı. Farları yaktık. Zifiri karanlıkta Fenix BT 20’nin ışığını üst kademelere alıp yolu iyice aydınlattım. Yoldaki en büyük güvencemiz de oydu. Aslında içinde bulunduğumuz durumu şöyle bir düşününce, dağın başında, zifiri karanlığın ortasında, Türkiye’nin tam anlamıyla bir köşesindeydik. En yakın yerleşim yeri olan Posof’a ulaşmaya çalışıyorduk. Bu, hem şartların bizi zorladığı hem de tamamladığımızda başarı hissimizi kuvvetlendirecek bir ikilemdi. Uzaktan gördüğümüz her ışık öbeğini Posof sanıyorduk. Eminbey köyünde bir bakkal bulup durduk. Açlık tavana vurmuştu. Atıştıracak ve içecek bir şey bulmak çok önemliydi. Bu arada 3 gencin bize doğru geldiklerini gördüm. Konuşmalarına dikkat ettiğimde içlerinden birisinin “Biraz para koparalım şunlardan.” dediğini duydum. Bizi yabancı sanmışlardı. Genel olarak yabancılardan para veya sigara istendiğini biliyordum ama direkt buna muhatap olmak beni harekete geçirdi. “Selamünaleyküm” deyip konuya girdim. Adamlar şaşırdılar tabi. “Ne o para mara koparalım diyorsunuz. Hayrola ?” dedim. Bu sefer “Yok, mok.” deyip şaşırdılar. “Siz Türk müsünüz ?” dedi bir tanesi. “Türküz.” dedim. “Sonra da ekledim.” Yapmayın böyle şeyler. Para istemeyin yabancılardan.”
    Posof ana yoldan 2 km. kadar yukarıda yamaçta yer alıyordu. Uzaktan ışıklarını gördüğümüzde o kadar yokuşun ardından bir de ana yoldan yukarıya çıkmamız gerektiğinin de farkına vardık. Ana yola yakın otellere yer sorduğumuzda yine aynı firma tarafından kiralanmış olduğunu gördük. Artık Posof’a tırmanmak şart olmuştu. :) Yukarı doğru Posof’un merkezine yöneldiğimizde bir oto tamirhanesinin karşısında, levhasında Özcanlar Otel yazan bir yer gördük. Dış ilişkiler sorumlumuz Gökalp daha fazla tırmanmadan bir yer bulmak umuduyla “Abi ben bir yer sorayım şuraya” dedi. Ben dışarıda bisikletlerin başından bekliyorken o içeri girdi. Dışarıdan bakıldığında sıradan bir Anadolu kasabası oteli görüntüsündeydi. Pek bir temizlik vaadi de yoktu sanki. 50-60 yaş aralığında abilerin yürüyerek gelip içeri girdiğini gördüm. Bekleme sürem uzayınca merak ettim. Normalde otele girip odayı görüp fiyatını öğrenmek bu kadar sürmezdi. Gerçekten uzun bir süre bir süre geçtiğini düşünüp artık meraklanmaya başlamışken Gökalp’in çıktığını gördüm içeriden. Hızlı adımlarla yanıma geldi ve şu tarihi cümleyi söyledi. “Abi kaç! Kaç! Kaç! Kaç!.” (hızlıca tekrar eder şekilde) :) Bisikletleri alıp uzaklaşmaya başladık. Ben bu arada ne olduğunu soruyordum. Gökalp’de heyecanlı heyecanlı anlatıyordu. İçeri girdiğinde, lokanta kısmında tüm masalarda erkek müşteriler, sadece bir masada ortalamanın üzerinde güzel 5-6 kadın oturuyormuş. Kadınların dilinde kırık bir Türkçe olması dikkatini çekmiş. Bu olağan şüpheli duruma rağmen kalacak yer konusunda ısrar edip oda fiyatı sormak için birini aramış. Adamdan oda fiyatını öğrenip odayı da görmek için yukarı çıkınca ortamın aslında neye hizmet ettiğini anlamış. Dönüşte, kadınlardan birinin kendisine konuya ilişkin laf atması da üzerine tuz biber ekmiş tabi. :) O anlatırken ben de içeride yaşananları kafamda canlandırmaya çalışıyordum. Üzerinde Team Sky forması olan 20 yaşında bir genç içeri giriyor ve “Buraya kim bakıyor ? ” diye soruyor. Sanki başka bir dünyadan gelmiş gibi… :) Konuyla tamamen alakasız... Tek derdi kalacak bir yer bulmak. Hem gülüp hem de uzaklaşıyorduk olay yerinden. Ben hâlâ gülüyorum aklıma geldiğinde : “Abi kaç kaç kaç kaç !” :)
    Yokuşun dikleştiği bir yerde artık bisikletin üzerinden inip yürümeye başladım. Gökalp uzun bir süredir bisikletine eşlik halindeydi zaten. Posof’un merkezi küçük bir çarşıdan oluşuyordu ve Ateş Otel de bu merkezde bulunuyordu. Sınırdan buraya kadar kalınabilecek tek yer de burasıydı. Odayı tutup tam altındaki lokantada yemek yedik. Posof ve civarında kelimenin tam anlamıyla eli yüzü düzgün ve ailece kalınabilecek tek yerdi. Duvardaki belgeleri incelediğimde otelin Avrupa Birliği teşviki ile inşa edildiğini gördüm.
    Karnımızı tıka basa doyurup çaylarımızı da içtikten sonra odaya çıkıp duş aldık. Kendi aramızda günü, sınır geçişimizi ve gün sonunda, özellikle Gökalp’in yaşadığı tecrübeyi de bolca konuşup gülüştük. Bu arada teyzemin tura başlarken Gökalp için söylediği “Kim bilir ne tecrübeler yaşayacak.” sözünü hatırlattım Gökalp’e. :)
    Çıkış : 9:00
    Varş : 21:30
    Mesafe : 117 km.
    Yolda geçen süre : 7:28 saat
    Ortalama hız : 16,08 km/s
    Maksimum Hız : 55,12 km/s
    Ortalama eğim çıkış :%5
    Maksimum eğim çıkış :%14
    Ortalama eğim iniş : % -4
    Maksimum eğim iniş :% -9
    Viewing Surami-Posof | MapMyRide
    [​IMG]
    Sabah Surami’deki otelimizın balkonu
    [​IMG]
    Kahvaltımızı Khashuri’nin merkezinde yaptık
    [​IMG]
    Ahıska için yola çıktık
    [​IMG]
    Kura Nehri bize eşlik ediyor.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Borjomi’nin girişindeki anıt ve çeşme
    [​IMG]
    Kura Nehri ile Borjomi’de tekrar buluştuk. Zaten bizi hiç yalnız bırakmadı ki
    [​IMG]
    [​IMG]
    Borjomi’den görüntüler
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Rixos Borjomi girişine yakın Gökalp dinleniyor.
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Yoldan Atskuri Kalesi’nin görünüşü
    [​IMG]
    [​IMG]
    Akhaltsikhe’nin merkezi. Buradan sonra istikamet Türkiye
    [​IMG]
    [​IMG]
    Akhaltsikhe’nin merkezindeki kalenin hemen altından geçtik.
    [​IMG]
    [​IMG]
    Vale’ye gelince “Vale’ye geldik. Papazı bulduk !” geyiğini yapmadan geçmedik.
    [​IMG]
    Artık istikamet vatan toprağı
    [​IMG]
    İlerideki antenler sınırı işaret ediyor.
    [​IMG]
    Sınırın Gürcistan tarafından son kareler
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    [​IMG]
    Ve sınırı geçiyoruz…
    [​IMG]
    Gecenin karanlığında Posof’a vardık. Gökalp epey bir sevinç gösterisinde bulundu. Tabi bu levhadan sonra hem 2 km. yukarı tırmanış var hem de Özcanlar Otel vakası. :)
    [​IMG]
     
  2. gokalpfb

    gokalpfb Yeni Üye

    Yaş:
    21
    Kayıt:
    6 Temmuz 2015
    Mesajlar:
    6
    Beğeniler:
    7
    Şehir:
    Ankara
    Adı:
    Gökalp Caniklioğlu
    Bisiklet:
    Merida
    Elde kask,altta şort,üstte sky forması ile malum işletmeye dalıp "oda istiyorum abimle beraber kalacağız" gibi bir muhabbete girdikten sonra oteli(!) işleten adamın surat ifadesinin sebebini durumun farkına vardiktan sonra kavradim."madem abinle kalacaksın ne ariyosun burada".Bir de kafamı çevirip de masadaki emekçileri görmeden önce orada çalışan bir abiye "hocam acelem var şu odayı bir gösterseniz artık" gibi sert,yersiz,istekli ve kritik bir çıkışı yaptığım aklıma gelince o gecenin hastahanede son bulmadığı gerçeği mutlu ediyor beni.Tam "marizlemelik" davranışlar.Kaburgalarımı sayıyorum arada bir.Kırılmış da olabilirlerdi :)
     
    Uğur S., recep24ank ve five bunu beğendi.